Gelinlik Çeşitleri  
Faydalı Bilgiler
Gerekli Bilgiler
Mutlu Evlilik
Evlilik Yaşı
Çağdaş Evlilik
Hala Bekarmısınız ?
Seviyor, Sevmiyor
Kıskançlık
ideal Eşler (Karı Koca)
Evlilik Fantezileri
Evlilikte ilk 2 Yıl
Mutluluk Reçetesi
Sağlıklı Bir İlişki
Arkadaşmı?, Sevgilimi?
Yataktaki Hüneriniz
Riskli Akraba Evlilikleri
Evlilik Kurtaran
Tavsiyeler
Evliliğe Dair Söylenenler
Evet Demeye Hazırmısınız
Artık değersizim demeyin
ilk Gece Korkusu
Mutlu Olmanın Püf Nokaları
Beyefendilere Tüyolar
Sağlığınız İçin; Eğlenin
Aşkın ömrü bir yıl
Erkeklerin Beş Önemli Sırrı !
Buluşma Önerileri
Erkekler neden aldatır?
Zengin mi, yakışıklı mı?
Gerçek aşk 1 yılda oluşuyor
Evlilik Sorunları
Kadınların Avantajları
Çalışan Kadın
Burun Estetiği
Erkekler Bizi Anlamıyor
Aşkınızı Alevlendirin
Hamilelik
Püf Noktaları
Aceleci Erkekler
Kadın Nasıl Tavlanır
Taciz Olayları
İyiki Erkeğim
Delikanlılık Kuralları
Erkek Olmanın Keyfi

Bekar Erkeğin Avantajları
Bir Erkek için Başarı
Eşitlik mi Eşitsizlik Mi?

Ezbere Onbir

Genç Kız Kalbi
Genelleme
Görücü üsülü
Hiç bir Deneyim Kadına
Sökmez
ihanet ve gönlü genişlik
Kellik Sorunu
Kız Bırakma
Bir erkek neyi bekler
Biraz Şaka biraz Ciddi
Erkekler nelerden hoşlanmazlar
ideal ve çağdaş erkek
Erkekleri Çıldırtmanın
Yollarını Biliyormusunuz?
Erkeklerin Şaşırtıcı Davranışları

Babalar Günü

Göbekli Erkekler Risk Altında
Bakımlı Erkek Mutlu Erkektir
Aldatan Adam

Seks Teklifi

Aile Var
Aldatma ve Adrenalin Aşk En Güzel Yalan Başlamadan Bitenler
Doğada Seks
Doğal Davranmak
Aşk Kuralları
Çapkınlar için
Kalp Kırıklığı
Aşk mı?
99 Öğüt
Sevgililer Günü
Sevgi Chat
Aşk Nedir ?
Aşk Şiirleri
Güzel Sözler
Çiçeklerin Dili
Evlilik Kurtarma
Aşk Hikayeleri
Böyle Sevmelisin
ilk Görüşte Aşk
Önemli Linkler

Smokinler

Gelinlik resimleri Gelinlik Modelleri Linkleri İtalyan Gelinlikler SWmokinler

Ayıp

Ne krallar, ne kilise; ne otoriter, ne totaliter rejimler; ne anneler, babalar, ne hocalar; ne coğrafya, ne de tarih, cinselliğin dışa vurmasının, bir şiire, bir resme, bir romana, bir türküye, bir filme dönüşmesinin önüne geçememişlerdir. Çünkü cinsellik, insan gerçeğinin bir parçasıdır. Zaman içinde, toplum töresi, gelenekleri değişir, ama bu gerçek değişmez. Bir gerçek varolsun da insanoğlu onu dile getirmesin, o gerçek sanat yapıtlarına yansımasın, görülmüş şey midir bu?

Görülmediği için de, insanoğlu kendini bildi bileli, cinsellik gerçeğini, kimi dönemlerde ve ülkelerde özgürce, kimi ülkelerde gizlice dile getirmiştir. Bunun da kimilerinin sandığı gibi ümmet ahlakıyla, millet ahlakıyla bir ilgisi yoktur.

Yunan/Latin edebiyatı erotizmin başyapıtlarıyla doludur. Hindistan'da, tüm duvarları cinsel aşkın sahneleri ile donanmış tapınaklar vardır. Zen dininin Tantra mezhebinde, kadın ve erkek cinsel organları kutsal simgelerdir. Tantra'nın kutsal el yazmaları, cinsel organların (Yin ve Yang) ve çiftleşme (daha doğrusu tekleşme) sahnelerinin resimleri ile bezelidir.

Nietzsche'nin ünlü, "Eros'u zehirleyen tek tanrılı dinler olmuştur." sözü bir gerçektir, ama zehirlenmiş de olsa Eros yaşamını sürdürmeyi başarmıştır. Kilise baskısının en ağır oluğu ortaçağ Avrupası, cinsellikle dolu türküler, şiirler, destanlar, öyküler, masallar yaratmıştır. Belki tek tanrıya inanan toplumlarda, cinsel sanat, Japonya'da, Çin'de olduğu gibi bir gelişme göstermemiştir ama insan suretini yasaklayan İslam dininin geçerli olduğu ülkelerde, topluluklarda bile erotik bir sanat vardır. Kuşkusuz her toplum, kendi özellikleri içinde bir cinsel aşk sanatı yaratmıştır. Bu nedenledir ki bugün, bir Japon, bir Hint, bir Çin, bir Avrupa, bir İslam, bir Afrika, bir Okyanusya erotizminden söz edilmektedir.

Başta Binbir Gece Masalları olmak üzere, tüm İran ve Osmanlı (hem halk, hem divan) şiiri,Mevlana'nın ulu Mesnevi'si erotik öğelerle, anlatılarla, betimlemelerle doludur. Tüm bunlar herkesin bildiği gerçekler.

Bu bilinen gerçeklere, daha az bilinen bir gerçeği ekleyelim: Cinsel aşk sanatının geliştiği dönemler, o toplumların en az sorunlu olduğu dönemlerdir. Yunan/Roma sanatına bakalım, Çin ve Japon erotizminin doruğa ulaştığı dönemi inceleyelim, toplumun görece huzur içinde olduğu dönemlerdir bunlar.

Yasaklamaların ağırlaştığı dönemlere baktığımızda ise savaşları, toplumsal kargaşaları, ekonomik çöküntüyü ve siyasal yönetimin kendine olan güvenini yitirmeye başladığını görüyoruz.

Bugün bizde olduğu gibi.

Dün batı toplumlarında olduğu gibi.

Örneğin çok değil 30 yıl önce, 1956 yılının Kasım ayında bugün cep kitabı olarak satılıp da pek fazla bir okurun ilgisini çekmeyen, cinsel aşk edebiyatının en cesur yazarı Marquis de Sade'ın kitaplarını yayımlayan Jean Jacques Pauvert adlı yayman kendini yargı organlarının önünde bulur.

Bir çoğu 475 adet basılmı, en yüksek tirajı 2.000 olan bu kitabı yaymlayarak kamu ahlakını bozmakla suçlanan Pauvert'i savunan ünlü hukukçu Maurice Garçon, görkemli savunmasında, düşünce özgürlüğü ve yasaklamalarla ilgili tarihsel bilgileri verdikten sonra şöyle der: "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne, çağımızın bu kutsal kitabına varabilmek için yüzyıllarca süren bir çaba göstermiştir filozoflar, bunun savaşımını vermişlerdir. Tüm uygar devletlerin imzaladığı bu bildirge kişinin inançlarından ötürü 'rahatsız' edilemeyeceğini öngörür. 3 Eylül 1971 anayasası, her kişiye düşüncelerini söylemek, yazmak, basmak ve yaymak özgürlüğünü verir, yazılan, basılan, yaymlanan hiçbir şey sansüre tabi, tutulamaz, önceden denetlenemez, der. (İki yüzyıl önceki bu anayasa maddesini güncelliği dolayısyla, "özel olarak" aktardım buraya F.E.). Daha sonra şöyle der yargıçlara savunma avukatı Maurice Garçon: "Şunu da belirteyim ki kamu ahlakı konusunda, yargı organları, her zaman yaşadıkları zamanın 30 yıl gerisindedir."

Fransa'nın en saygın yazarlarının, düşünürlerinin savunma tanığı olarak yer aldığı bu dava sonucunda yayımcı Pauvert mahkum olmuş, Marquis de Sade'ın kitapları toplatılıp yok edilmiştir.

1956... Cezayir savaşının en kızgın dönemidir. Aradan 30 değil, 15 yıl geçmeden bu kitaplar, binlerce adet yayımlanmış ve hiç bir kovuşturmaya uğramamıştır. 15 yıl içinde kamu ahlakında ne değişmiştir ki Sade'ın kitapları, ahlak bozucu, yıkıcı, kışkırtıcı niteliklerini bu arada yitirmiştir? Tek örnek ne Fransa'dır, ne de Marquis de Sade olayı.

Örnekler her dönemde, her ülkede vardır.

Henri Miller'in, kendi yurdunda, Amerika'da yayımlanması için 30 yıl beklemesi, Fransa'da ünlenmesi gerekmiştir. İngiltere, bırakın Lady Chatterly'nin Aşığı'nı, majestelerinin bile okuyup anlamakta güçlük çekeceği Joyce'un Ulysses'inin yayımına izin vermemiştir. Eh, düşünce özgürlüğünün "Kabeleri"nden sonra başka bir örnek vermek gerekir mi?

Tüm yasaklar, koruyacakları hiç birşey kalmadığı zaman, birşeyi korurmuş gibi görünmek isteyen siyasal iktidarların döneminde ortaya çıkar ve belli toplumsal tabakalardan güç alma amacı taşır.

Bugün Türkiye'deki durum da budur.

Sağdan ya da soldan ya da ortadan biri çıkıp sorabilir: Kamu ahlakını korumak gerekmez mi?

Kuşkusuz gerekir. Ama kamu ahlakını yalnız uçkur indirgeyenlerin koruyamadıkları başka ahlak değerleri vardır demektir. Toplumun tüm "maddi ve manevi" değerleri korunduğunda, cinsellik de, onun dışa vurumu da, sanatı da, yaşamı da o ahlakın çerçevesi içindeki gerçek yerlerini alır.

Böylece yasaklamadan ve yasaklanmaktan kurtulunur. Yasaklama tutkusunu niteleyecek en hafif sözcük 'ayıp'tır.


Tüm modeller kendi üreticilerine aittir. Sitemizde sadece gösterim amacıyla bulunmaktadır.
Resmin Kaynağı www.impressionbridal.com sitesidir. Sitemize uyarlanmıştır.
All pictures and copyrights are belong to their respective owners.

Logolar, Resimler ve Telif Hakları Sahiplerinindir.




Domain
Toplist
TOPlist
hosting
AskList - Askicin.net
site eklekomik videolar
Russian America Top.
Copyright © 2005 - 2007 by Delta Tasarım
.eXTReMe Tracker